tıp fakültesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tıp fakültesi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mayıs 2015 Cumartesi

Tıp Fakültesi Seçerken Özel Üniversite Mi Yoksa Devlet Üniversitesi Mi?

  Öncelikle basit bir ayrım yapıp kıyaslayarak anlatalım.

  Özel üniversiteler fakülte hayatı içindeki eğitiminize büyük destekler verebilir. Örneğin sizlere yurt dışı stajı ayarlayabilir, laboratuvarlardan daha iyi yararlanmanızı sağlar. Devlet üniversitesinde ise tamamen kendi başınasınızdır. Her şeyi kendiniz yapmak ve öğrenmek zorundasınız. Devlet politikası yüzünden tıka basa dolan amfiler ve laboratuvarlara girememe ihtimaliniz bile var. Siz zorlamadıkça kimse size bir şey öğretmeye çalışmayacaktır.

   Klinik eğitimde ise öze üniversitelerin şöyle bir dezavantajı var. Hastalar para ödeyerek geldiği için stajyerlerle uğraşmak ya da stajyerlerin kendilerine herhangi bir işlemde bulunmasını istemiyorlar. Devlet hastanelerinde ise hasta çoğunlukla bunu kabul ederek geliyor. Ama bu sizi yanıltmasın devlet hastanelerinde de bir çok hasta sizi istemeyecek. Bu da yeni sağlık politikalarına dayanıyor diyebiliriz.

  Özel üniversiteler genelde adı duyulmuş iyi hocalarla çalışırlar fakat bir bölümün bütün derslerini aynı hoca anlatır. Büyük devlet üniversitelerinde ise her dersin alt başlığında özelleşmiş hocalar vardır. Bir hoca sadece 1-2 hastalık çeşidiyle ilgilenir ve size onu anlatır.

   Kampüs olarak bakarsak iyi bir özel üniversiteye gitmedikçe basit bir apartman tarzı yerle karşılaşabilirsiniz. Özel üniversite hastaneleri birbirinden uzak yerlere kurulmuş olabilir. Devlet üniversitelerinde ise genelde aynı ortamdadır. Tıp fakültelerinde kampüs seçeneği hiçbir zaman cazip olmayabilir. 1-2 üniversite hariç kampüsler hastane ortamı olduğu için bir üniversite havası yakalayamayabilirsiniz.

   Üniversiteden üniversiteye her şey değiştiği için kendi araştırmanızı yapmalısınız. Önceliklerinizi belirleyip ona göre bir seçim yapabilirsiniz.

Tıp Fakültesi Zor Mudur?

  Benimde seçim yaparken en çok kafama takılan soru buydu tabii ki. Öncelikle tıp fakültesinin zorluğunu belirleyen unsurlara bakarsak bunlardan en önemlisi fakülte unsuru daha sonra ise sizin kişiliğinizdir.

   Tıp fakültelerinde herhangi bir standart yakalanamamıştır. Her fakülte kendi içinde farklı sistemlere sahiptir. O yüzden gideceğiniz fakülteyi önceden araştırsanız iyi olur. Fakat şunu söylemek lazım hangi fakülteyi seçerseniz seçin çoğu bölümden daha çok çalışacağınız kesin. Tıp fakülteleriyle yarışacak bölüm pek yok çalışma yükü açısından bakarsak eğer.

   Kişilik konusuna gelirsek üniversiteyi tatil yeri olarak görüyorsanız kesinlikle bu bölümü seçmeyin. Diğer bölümler çimlerin altında uzanıp güneşlenir, gökten düşen ilk kar taneciğiyle tatile girip sıcacık yorganın altında yatarken sizin pek tatiliniz olmayacağını söylemeliyim. Günlük olarak belirli bir saati derslerinize ayırmak zorundasınız. Tabii ki sizinde gezeceğiniz vakitler olacak ama diğer bölümlerin yanında bunlar çok çok az olacak.

   Tıp fakültesi içinde kıyaslama yaparak konuşmamız gerekirse üzerinizde genellikle bir yük olacak. Fakat yine de atlatılmayacak şeyler değil. Sınıfta kalmak için dersleri tamamen boşlamanız lazım. Eğer birazda olsun vaktinizi ayırıyorsanız dersleri geçersiniz. Her basamağı atladığınızda aslında bir önceki basamağın ne kadar kolay olduğunu anlayacaksınız.

   Tıp çok nazlı bir bölümdür. Kendisine ilgi göstereni yarı yolda bırakmaz. Burada sorun siz onu ne kadar taşıyabileceksiniz? Tıp fakültesini yazarken bir yerde tökezleyeceğinizi bilerek gelmeniz lazım. Fakülte hayatınız sorunsuz bile geçse TUS gibi bir sınava takılabilirsiniz. 

8 Şubat 2015 Pazar

Tıp ve Kan Tutması

   Tıp eğitiminde gün geçtikçe pratik uygulaması azalıyor. Fakülte boyunca çok fazla kan almak serum takmak gibi işleri yapmayacaksanız ama bol bol göreceksiniz. O yüzden en azından bakarken dayanabilmeniz lazım. İnternlikte ise kesin yapmak zorundasınız bu başınıza sıkıntı olabilir ama insanlarla aranız iyiyse hemşirelerden yardım alabilirsiniz. Onun haricinde doktorların işi değildir zaten kan almak, serum takmak vs. Her doktor bilir ama bunun uygulayıcıları hemşirelerdir. Ayrıca tıpta hiç hastayla karşılaşmadığınız bir çok alt dalda var. Bu yüzden doktor olmak istiyorum derken nasıl bir doktor olacağınızı da azda olsa düşünmeniz lazım.

   Sorunun kökenine bakarsak kan tutması çoğunlukla psikolojik bir sorun olmakla birlikte daha nadir de olsa kansızlık gibi bazı hastalıklarda altında yatabilir. Eğer bir rahatsızlığınız varsa bunu doktorunuzla çözüp görüşerek halledebilirsiniz. Psikiyatrik olarak bakarsak aralıklı maruz bırakma gibi tedavi teknikleriyle çözülebilen basit bir sorundur. Eğer illa tıp bilimlerinde okumak istiyorsanız bir psikiyatri yardımıyla bu sorunu rahatlıkla çözebilirsiniz. O yüzden kan tutması artık bir mazeret değil :)

1 Şubat 2015 Pazar

Tıp Ezber Midir?


   Sıkça sorulan bir soru tıp ezber midir? Cevap kısa ve net ezberdir. Fakat bu ezberin yorum kısmı gerçekten zorlayıcı ve klasik ezberle geç yöntemlerinin uyacağı bir ezberleme değildir.

   Matematikte bir sorunun bir çözümü vardır. Denklemi ezber rakamları oturtur geçersiniz. Sosyal bilimlerde yine aynı şekildedir. A olayının vardığı yer daima aynı yerdir ezberlersiniz biter. Fakat tıpta böyle değildir. Öncelikle hastalığı ve belirtilerini ezberlersiniz. Fakat size hastalık sorulmaz hasta sorulur. Bir hastalığın belirtilerinin hepsini taşımaz hasta. Genellikle bir çok hastalıkta olan ortak olan semptomları taşır ve siz doğruyu bulmak için ayırıcı tanı dediğimiz olaylara gidersiniz. Ama bütün hepsi hastadan hastaya değişir. Hastada var olan bir sorun veya kullandığı bir ilaç bazı semptomları gizleyebilir, testleri yanlış çıkarabilir. Hasta size hastalığı kitaplarda yazdığı gibi tarif etmeyebilir, hastalığın seyri kitaplardakilerden farklı olabilir. Hatta böyle bir durum hiç görülmemiş bile olabilir. Tıpta her alt başlığı eksiksiz ezberlemek ve aralarında doğru ilişkileri kurmak zorundasınızdır. Deneme yanılma yoluna gitmeniz çok kötü sonuçlara sebep olabilir. Matematikle tıbbın farkı matematikte formülden sonuca gidersiniz, tıpta sonuç parçalarından sonucu çıkartır formülü kendiniz oluşturur ve gereklerini yaparsınız.

   Bir de eklemek gerekir ki tıpta yaratılıcılık çok fazla kullanılamaz. Eğer araştırma yapmıyorsanız sadece hasta bakıyorsanız sizden önceki araştırmacıların izlediği aynı yolu izlemelisiniz. Her adımınızın bir kanıtı olmalı. Klinik tecrübenize göre bir hastalığa direkt 2. sıradaki tedaviyi uygulamak isteyebilirsiniz. Fakat bir şeyler yolunda gitmezse suçlusunuzdur. Hatta yolunda gitse de bir davayla karşılaşabilirsiniz. O yüzden tıp çok fazla yeniliği kabul etmez. Onaylanmayan yaklaşımlar uygulanamaz.

   Genel olarak tıbbın yaklaşımı şu şekildedir. Hastadaki bulguları toplarsınız. Bu bulgularının hepsini ya da çoğunu içeren bir kaç hastalığı düşünürsünüz. Sonra bunlar için testler yapar, tanıyı kesinleştirirsiniz. Sonra o tanıya uygun verilecek tedavi önceliklerini belirler hastaya göre düzenler ve uygularsınız.

   Gelelim asıl soruya:Peki tıp fakültesindekilerin hepsinin ezberi güçlü mü? Hayır. Tıp fakültesindeki çoğu öğrencinin ezberi güçlü değildir. Bu kişiler gayet başarılı bir doktor olabilir. Fakat başarılı bir öğrenci olamazlar. Herkes iyi ya da kötü fakülteyi bitirebilir, konuları öğrenebilir. Fakat insanı iyi doktor yapan başka şeylerde vardır. Muayene becerisi, hastayla iyi iletişim, bilgiyi klinikte uygulayabilme becerisi...

   Sanırım bir kaç bölüm House M.D. izlemek bu konu hakkındaki düşüncelerinize biraz ışık tutabilir :) . Ezber ve akıl yürütmenin birlikte gittiği bir daldır tıp. İkisinden birinde eksikliğiniz varsa öğrencilik hayatınız biraz zor geçecek demektir.
   

   

25 Ocak 2015 Pazar

Sınav taktiği-Bu konuyu biliyorum yanılgısı

   Sınavlara hazırlanırken ister istemez her birimizin yaptığı bir şey vardır. Bu konuyu biliyorum, bilmediğim konuya çalışmalıyım yanılgısı.
   Öncelikle bu hatanın doğru olduğu tek bir durum vardır. O da sınava çok az vakit kaldığında konuya hali hazırda hâkimken yapıldığındadır. Onun dışında bir konuyu atlamak sizin için dezavantajdır. Bir konuyu ne kadar iyi bilirseniz bilin konuya her açıdan hâkim olmanız imkânsızdır. Sınavlarda yer alan bir soru sizi kolayca ters köşe yapabilir. Bu yazıdaki tavsiyelerim özellikle çalışmaya yeni başlayacak arkadaşlar için geçerli olacak.
  Sınavlara çalışmaya başladığınızda belleğinizde yeni bir sayfa açmalısınız. Sanki öğrenmeye yeni başlayan biri gibi davranmalı ve adım adım ilerlemelisiniz. Özellikle dersin ilk konularında hat safhada olan bu yanılgıyı kırmalı ve konuyu yeniden öğrenerek bütün soru çeşitlerini taramalı bütün yaklaşımlarını öğrenmelisiniz.  
   Dersler genelde bir önceki dersin devamı şeklindedir. Eğer bir konuyu öğrenmekte zorluk çekiyorsanız bunun nedeni bir önceki konuya yeterince hâkim olmamanızdan kaynaklanmaktadır. O yüzden sınavlara çalışmaya başladığınız ilk gün en temel konudan başlamalı ve öyle ilerlemelisiniz. Asıl eksik olduğunuz konulara ağırlık vermek ise o konuya sıra geldiğinde olmalıdır.
    Bu konuyla ilgili yaşadığım bir anıyı da aktarmak isterim. Bir gün matematik hocamız sınıftaki bir arkadaşa sözlü yapacaktır. Kendisinden çok iyi bildiği bir konuyu seçmesini ister. Arkadaşımızda matematiğin ilk konusu olan Sayıları seçer. Hoca emin olup olmadığını sorar ve cevap “Sayıları çok iyi biliyorum.” olunca ona sadece bir tane soru sorar ve sonuç hüsran olur. Unutmayın her konunun bir uç noktası vardır. Üniversite sınavlarında genelde düşünebilmek ve üretebilmek ön plandadır. Çıkan sorular klasik test kitaplarında olan sorulara benzemez. O yüzden her konuya hâkim olmalı ve dersin mantığına uygun düşünebilmelisiniz.

12 Ekim 2014 Pazar

Tıp şuan uygun bir seçim mi ve tıbbın geleceği nedir?

   Bir arkadaşlarımızdan gelen bir soru üzerine bu yazıyı yazıyorum. Çoğunluğu o soruyu cevaplayacak şekilde olacak.

    Sağlık sisteminin ülkemizde öteden beri bozuk olduğu aşikar. Evet bir yenilenme lazım. Ama günümüzde bu yenilenme doktorlara sorulmadan ve tamamen kâr prensibi üstünden gidiyor. Devletin sistemin başına getirdiği kişiler ne kadar kaliteli bir sağlık hizmeti verildiğini umursamıyor ne kadar çok kâr getirdiğine bakıyor. Bu prensip sonucu da çalışan maaşlarından kısma, çalışma sürelerini uzatma, daha fazla müşteri(!) çekme, daha az maliyetle daha çok iş görme prensibi üzerinden gidiyor.

   Doktorların buradaki durumuna bakılırsa doktorlardan istenen 5 dakikada bir hasta bak, en az tetkikle tanı koy ve gönder şeklinde işliyor. Bizim hastanemizde bir tam muayene ve hasta öyküsü yaklaşık 45 dakika sürüyor. Tabii ki bu son derece hızlı ve tecrübeli kişiler tarafından yapılabiliyor. Doktorun 45 dakikayı 5 dakikaya sıkıştırmaya çalıştığını düşünürseniz iş yoğunluğunu tahmin edersiniz. Tabii bunun sonucunda çoğu muayeneyi atlamış olacaksınız ve bu kararınızı da etkileyecek. En az tetkik olayını sağlamak için her hasta başına belirli bir miktar para belirleniyor ve siz o parayı aşacak sayıda veya maddiyatta bir tetkik isteyemiyorsunuz. Tetkikleri tam yapabilmek için ya hastayı gönderip bir daha getireceksiniz ki bu çifte müşteri(!) anlamına geliyor ya da elinizdekilerle yetinip kâr oranını aynı tutacaksınız.

   Bu doktorları şuan direkt olarak etkileyen performans sistemi dediğimiz şey. Onun dışında ülkede yapılacağı söylenen ve ortalığı allak bulak edebilecek şeyler mevcut bunlardan bazıları; Üniversite hastanelerinin kapatılıp yerlerine şehir hastaneleri açılması, hastanelerin yönetiminin ve takibinin ekonomistlerce yapılması gibi zamana yayılmış kademe kademe gerçekleştirilen planlar mevcut. Ayrıca buraya fakültelerin tıka basa doldurulduğu eğitim kalitesinin düştüğünü ve gerekenden çok fazla sayıda doktor çıkmasıyla ortalığın doktor kaynayacağını görmekte zor değil. Herhangi bir hastanesi onu bırak fakültesi bile olmayan okullar açılıp diğer okullarla birleştirilmesi durumu iyice çıkmaza sokuyor. Bu sadece 6 yıllık tıp öğrenimi için değil aynı zamanda uzmanlık içinde büyük sıkıntılar oluşturuyor. Yabancı doktor alınması da bu işsizliği gündeme getirebilir gibi gözüküyor.

    Politikalarla çok sıktığımın farkındayım biraz daha özet gideyim. Tıptaki yenilenme de neler geleceğini kimse bilmiyor ama ortada dönen dedikodular biraz da gerçeği yansıtıyor. Doktorlar daha iyi şartlar için özel hastanelere gidiyor vs.

    Peki bu şartlarda tıp seçilir mi? Öncelikle tıp seçmek bunlar olsun olmasın amansız bir çalışmayı beraberinde getiriyor. Ders yükü olarak çok ağır bir sisteme sahibiz. Tıptaki gelişmeler bitmek tükenmek bilmediği için bilgi yükü katlarla artıyor. Fakülte hayatında öğrenilen şeyler tıp bitince yarısı yanlış yarısı eski ve değişmiş. O yüzden sürekli bir yenileme getiriyor. Onun dışında öğrenilen şeylerin hafızalara kazınması gerekiyor ki hastaya karşı bir hata yapılmasın. Yani tıpa geldiğin zaman çalışmadan kaçış yok.

    Tıpta ki politik gelişmeler ne kadar doktorları bıktırsada doktorluk güzel bir meslek. O koşuşturmanın bile tadı bir ayrı heyecanı bir ayrı. Sırf bu yüzden 50'li yaşlarında afla okula dönenler var. Biraz hem severim hem döverim işine dönüyor bu iş. Doktorlara sorsan şikayetçi ama bırak mesleği dersen bırakmaz bırakamaz. Ben seçtim ve memnunum. Ama ben hayallerimde kendimi hep sürekli meşgul çalışan biri olarak hayal ediyordum ve öyle olmak istiyordum. Arada kızıyorum, sinirleniyorum, hocalardan azar yiyorum, bilgiyi unutunca karamsar bir hale giriyorum. Ama tıp yine de güzel umarım daha fazla mahvetmezler. Son olarak bu resim bir özet olsun :)